Epstein’i yazdı, 1 milyonu aştı

Virginia Roberts Giuffre’nin trajik ölümü sonrası yayımlanan ve kısa sürede bir milyon satış rakamına ulaşan “Nobody’s Girl” (Hiç Kimsenin Kızı) adlı anı kitabı, sadece bir yayıncılık başarısı değil; adaletin geç kalmasına, sistemin çürümesine ve bir mağdurun sesini duyurmak için ödediği ağır bedele dair sarsıcı bir belge.

SUSTURULAMAYAN SES

Virginia Roberts Giuffre’nin anı kitabı Nobody’s Girl, yayımlanmasından sadece iki ay sonra bir milyon satış rakamına ulaştı. Ancak bu başarı, kutlanacak bir edebi zaferden ziyade, küresel bir sistemin başarısızlığının ilanı. Virginia, sesini dünyaya duyurabilmek için hayatı boyunca devasa bir güç ağıyla savaşmış ve ne yazık ki bu sözlerin yankısını görecek kadar yaşayamamış bir kadın.

Bu yılın nisan ayında trajik ve bir o kadar gizemli bir trafik kazasında yaşamını yitirmesinin ardından gelen bu “acı-tatlı” başarı, bizlere şu soruyu sorduruyor: Gerçeklerin kabul edilmesi için bir kadının daha kaç bedel ödemesi gerekiyor?

GÜÇ DENGELERİNE KARŞI DİRENİŞ

Kitabın satış rakamları, kamuoyunun Jeffrey Epstein davasına olan merakından fazlasını anlatıyor. Bu rakamlar, toplumun elit kesimlerce örtbas edilmeye çalışılan “güç istismarına” duyduğu derin öfkenin bir yansımasıdır. Giuffre, hayatı boyunca sadece Epstein ve Maxwell gibi suçlularla değil; aynı zamanda İngiliz Kraliyet Ailesi gibi dokunulmaz kabul edilen kurumlarla da mücadele etti.

Andrew Mountbatten-Windsor’un (eski adıyla Prens Andrew) unvanlarının alınması ve ikametgahından tahliye edilmesi, kitabın yarattığı toplumsal baskının bir sonucu. Ancak bu sembolik cezalar, yıllarca süren sistematik inkarın ve mağduru itibarsızlaştırma çabalarının yarattığı hasarı telafi etmeye yetmiyor.

“Hukuken Suçsuz, Vicdanen Mahkum”

Haberin en karanlık noktası, kitabın yarattığı devasa etkiye rağmen İngiliz Metropolitan Polisi’nin Andrew Mountbatten-Windsor hakkında cezai soruşturma açmama kararı. Bu durum, mağdurun korunmasından ziyade, sistemin hala “en güçlü halkayı” koruma refleksiyle hareket ettiğini gösteriyor

Giuffre’nin ailesinin de belirttiği gibi; sesinin “ebedi” kılınması bir teselli olsa da, Virginia hayattayken bu adaletin tam anlamıyla tecelli etmemiş olması hukuk sisteminin bir ayıbı. 2022’deki tazminat davasında “suçlamaları kabul etmeksizin” yapılan ödeme, aslında adaletin parayla satın alınabilir olduğunun acı bir itirafıydı.

Mağdurun Yanında Durmak…

Bir habercilik etiği olarak, Virginia Giuffre’yi sadece “bir davacı” veya “bir yazar” olarak değil; bir hayatta kalan (survivor) olarak tanımlamak zorundayız. Onun hikayesi, cinsel istismar mağdurlarının seslerinin nasıl kısıldığını, yargılama süreçlerinin nasıl yıpratıcı hale getirildiğini ve medyanın bazen bu sürece nasıl alet olduğunu gözler önüne seriyor.

Nobody’s Girl, raflardaki bir kitap olmanın ötesinde, güç sahiplerine verilmiş bir ihtardır: Susturulan her ses, bir gün daha gür bir şekilde geri döner.

Sonuç olarak; Virginia Giuffre’nin trajik ölümü ve kitabının ardından gelen bu toplumsal uyanış, bize adaletin sadece mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında kazanıldığını gösterdi. Ancak gerçek adalet, mağdurlar hayattayken ve huzur içindeyken tesis edildiğinde anlam kazanır.

*** The Guardian